"DENGESİZLİK DOĞACAK"

25 Temmuz 2020
1831 Haber Okunma   0 Haber Yorum
Adıyaman Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Barış Bilgiç...

Adıyaman Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Barış Bilgiç:
TÜRKİYE'NİN SORUNLU YARGI BACAĞI SAVUNMA DEĞİLDİR

Türkiye'nin gündeminde olan çoklu baro yasa taslağını Adıyaman Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Barış Bilgiç ile konuştuk.
Kalem Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Orhan Karakaş'a röportaj veren Bilgiç, baro başkanlarının gerçekleştirdikleri yürüyüşün demokratik bir hak olduğunu belirterek, " bu demokratik talep çok antidemokratik bir karşı duruşla karşılaştı" dedi.
Bilgiç yapılmak istenen değişikliğin kutuplaşmaya götüren bir değişiklik olacağının altını çizerek, "Bunca gerilime bir anda böyle ülkeyi bir kutuplaşmaya götüren bir değişikliğin niçin bu kadar ivedilikle ele alınarak çıkartılmaya çalışıldığını anlamak mümkün değil" dedi.
Bilgiç, Karakaş'ın soruları ışığında şunları söyledi:
BARO BAŞKANLARIMIZIN YÜRÜYÜŞÜ DEMOKRATİK BİR TALEBİN İLETİLMESİ İÇİNDİ. KARŞILAŞTIKLARI DURUMU KINIYORUM:
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Baro başkanlarımızın yürüyüşü demokratik bir talebin iletilmesi içindi. Buna rağmen bu demokratik talep çok antidemokratik bir karşı duruşla karşılaştı. Ve avukatların, savunmanın oylarıyla seçilmiş olan temsilcilerimiz olan baro başkanları maalesef fiziksel şiddet dâhil her türlü engellemeyle karşılaştı. Bunu öncelikle kınadığımı belirtmek isterim.
KUTUPLAŞTIRMAYA GÖTÜREN BİR DEĞİŞİKLİK NİÇİN BU KADAR İVEDİKLE ELE ALINIR:
Sayın vatandaşlarımızın tabi kamuoyunda bunca şey biterken pek de olayın ayrıntısını öğrenme şansları olmamış olabilir. Zaten bu yasanın tasarımında ne olduğu duyumlarla ortaya çıktı. Önümüze bir metin konulmadı. Öncelikle şunu söylemek istiyorum bu haliyle bile yani içeriği tam belli olmamasına rağmen şimdiden bence yapılmış olsa bile kadük kalacak. Geçersiz olacak bir değişikliğin ve bunca gerilime bir anda böyle ülkeyi bir kutuplaşmaya götüren bir değişikliğin niçin bu kadar ivedilikle ele alınarak çıkartılmaya çalışıldığını anlamak mümkün değil. Ben bunu yöneticilerin de zafiyeti olarak görüyorum. Yangından mal kaçırır gibi böyle bir şeye girmenin bir art niyet taşıdığının da göstergesi olarak görüyorum.
TÜRKİYE'NİN SORUNLU YARGI BACAĞI SAVUNMA DEĞİLDİR:
Halkımızın anlayabileceği savcılar, hâkimler, avukatlar var. Biz şunu söylüyoruz. Öncelikle Türkiye'nin sorunlu olan yargı bacağı savunma değildir. Ülkede çok büyük bir şekilde kamuoyunda yargıya güvensizlik oluşmuştur. Hâkim savcıların atamalarında büyük bir liyakat sorunuyla karşı karşıya olduğumuz gerçeği vardır. Hep tartışma konusudur. Atamalar, verilen kararlar, verilen kararların siyasileştiği iddiaları, siyasetin yargıya müdahalesi bunlar dağ gibi sorunlar olarak karşımızda duruyorken mensubu olmaktan gurur duyduğum savunmanın tartışma mecrasına çekilmesi sanki Türkiye'deki yargı sisteminde savunmanın bir eksikliği varmış gibi ortaya konulması çok ve çok büyük bir ayıptır.
YARGI PROBLEMLERİ ÇÖZÜLECEKSE ÖNCELİK HÂKİMLER VE SAVCILAR ÜST KURULUNUN DÜZENLENMESİNDEN BAŞLANILMALIDIR:
Yani bizce yargı problemleri çözülecekse öncelik hâkimler ve savcılar üst kurulunun düzenlenmesinden başlayarak yargı sistemini düzeltmektir. Savunma bu noktada gelinebilecek en son noktadır. Tırnak içinde düzeltmek kelimesini kullanmaları bile bizce savunma mekanizmasına bir hakarettir. Savunma merciine bir hakarettir. Bunu kabul etmediğimizi öncelikle belirtmek isterim. Bugün itibariyle bir taslak basında yer aldı. Tabi bu ne keder doğrudur ne keder meclise yansıyacaktır onu bilmiyoruz. Ama genel olarak burada yapılacak olan şey anladığımız kadarıyla büyük barolarda belli bir üye sayısına sahip barolarda ki şu an basına yansıyan bu sayının 5000 olduğu söyleniyor. En az 2000 imzayla yeni bir baro kurulmasına imkân tanınıyor.
BAROLAR KAMUSAL HİZMET YÜRÜTEN KURULUŞLARDIR. BEN GÖREVİMİ YAPARKEN ALDIĞIM GÜÇ BENİM BAĞLI OLDUĞUM KURUŞUN BAĞIMSIZLIĞIDIR:
Bunun sakıncasını öncelikle şöyle izah edeyim size. Barolar aynı zamanda kamusal hizmet yürüten kuruluşlardır. Kamusal bir yönü vardır. Ha kamusal yönü oluşu bölünmeye engel mi diyebilirsiniz. Bu bölünmeye engeldir. Çünkü barolar bağımsız kimliğiyle üyelere savunma yapabilir. Ben savunma görevimi yaparken aldığım güç benim ve bağlı olduğum kuruluşun bağımsızlığıdır.
DEVLETTEN BİR YARDIM ALMIYORUZ:
Biz hiçbir yerden para pul almıyoruz. Devletten bir yardım almıyoruz. Kendi emeğimizle geçinen avukatlarız. Ama biz aynı zamanda halkımızın anlayacağı şekilde söylüyorum ceza soruşturmalarında veya maddi durumu iyi olmayan vatandaşların davalarında avukatlık hizmeti yardımında bulunuyoruz. Bunu da baro üzerinden yürütüyoruz. Adli yardım bürolarımız ve CMK bürolarımız bu şekilde ücretsiz hizmet veriyor.
ÇOK TEHLİKELİDİR:
Yarın bu hizmeti verirken bu barolar bölündüğü zaman kim neye göre nasıl verecek? Kıstas ne olacak? Ben bu kadar liyakat sorununun yaşandığı bir yargı sisteminde hangi kimliğimle bir hâkim veya savcının karşısına çıktığımda değerlendirileceğim. Bağımsız bir hukukçu ve avukat kimliğimle mi yoksa hangi baroya bağlı, bu hangi siyasi kimliğe yakın baronun üyesi. Bu bir aidiyet doğuracak. Hukukçu kimliğinden çok farklı bir aidiyettir. Bu çok tehlikelidir.
Rekabet değil hukukçu kimliğinden farklı bir aidiyetin de orada yer almaması lazım. Herkesin siyasi görüşü olabilir. Mesela hâkim ve savcılar bir siyasi görüşü sahip değiller midir? Bir siyasi partiye gönül bağlılıkları olamaz mı olur. Ama bunu meleğimde ben hissedebilir miyim? Hissetmemem gerekir. Avukat da böyle olmalıdır.
BAROLARIN BELİRLİ GRUPLARA ENTEGRE OLMASI SÖZ KONUSU OLACAK DİYORUZ:
Ben diyelim ki bir adliyede Adıyaman'da görev yapıyorum ama İstanbul adliyesinde bir iş yapmaya gittim ve Adıyaman'da iki adet baro var. Bu baroların siyasi kimlikleri ortada olacak. Biri A siyasi görüşüne daha yakın biri B siyasi görüşüne daha yakın. Ben İstanbul'daki bir hâkimin karşısına gittiğimde vekaletimde hangi baroya bağlı olduğum yazacak. Şu an sadece Adıyaman barosu üyesi olduğum yazılı vekâlette. Ama orada Adıyaman 1 nolu baro üyesi. Diyelim ki 1 nolu baro A siyasi görüşüne yakınsa ona yakın üyelerden teşekkül etmişse gittiğim hâkim de B barosuna yakın bir siyasi görüşü sahipse benim garantim ne olacak? Beni o şekilde değerlendirip değerlendirmeyeceğinin bugünkü sallantılı bir yargı sisteminde garantisi olabilir mi? Baroların belirli gruplara entegre olması söz konusu olacak diyoruz.
En büyük kaygımız bu. Yani bunlar yarın bir organize suç örgütünün kendini gizleyerek 2000 avukatı bulup bir baro kurdurmayacağını nerden bilebilirsiniz? Bir cemaatin ki ülkemizin başından fetö gibi bir bela geçti. Öyle bir cemaatin yine kendini gizleyerek bir baro oluşumuna gitmeyeceğinin garantisi ne olabilir?
ÜLKEMİZİN EN BÜYÜK SORUNU KUTUPLAŞMADIR:
Özellikle şunu belirtmek istiyorum. Ülkemizdeki en büyük sorun şu an kutuplaşmadır. Siyasi anlamda bir kutuplaşma var. Ve hepimiz bundan muzdaripiz. Bunu gidermeye çalışmak yerine savunma gibi bir kutsal olgunu içine yeni bir kutuplaşma koymanın bu ülkeye ne faydası olur? Bu çok tehlikeli bir yola giriştir. Ve bunun sonuçları günlük yaşamımızda gün gelecek basit geldi geçti bir şey olmayacak. Çok ağır haliyle bunu hissedeceğiz. Adalet zarar görecek. Hukukun üstünlüğü zarar görecek. Türkiye demokrasisi zarar görecek. O yüzden biz bu yanlıştan bir an önce dönülmesi ve eğer ileriki zamanlarda avukatlık kanununda veya barolarla ilgili bir değişiklik yapılması düşünülüyorsa bunun böyle oldubittilerle değil üniversitelerle baro temsilcileriyle uluslar arası hukuk kuruluşları var yani Amerika'yı yeniden keşfetmeye de gerek yok. Bütün bunları araştırarak bir sentez oluşturarak uzlaşıyla böyle bir yasa değişikliği yapılabilir.
EĞER YASA GEÇERSE, ÇOK BÜYÜK BİR DENGESİZLİK DOĞACAK:
Yasamızda çok büyük eksikliklerde yok. Eğer önümüze getirilen tasarı bu haliyle geçerse şimdi her ile üç delege verilecek üst kurulda temsil için. Yani barolar birliği başkanı ve yönetimli seçim için üçer tane delege verilecek her ile. Ondan sonra da her 5000 üye için bir delege verilecek. Bu olursa bunu vatandaşlarımızın anlaması için şöyle bir örneklemeyle izah atmak istiyorum. Gümüşhane barosu 100–150 üyelik küçük bir baro diyelim. Üç delegeyle kendisini temsi edecek. Ama İstanbul barosu o kadar avukat nüfusuna sahip olmasına rağmen on binlerle ifade edilen avukat sayısına sahip olmasına rağmen il olduğu için üç delege. Her beş bin üyeye de bir delege 6 delegeyle. Bu daha büyük bir haksızlığa yol açacak. Çok büyük bir dengesizlik doğacak. Ne olacak İstanbul'da yaşayan 5000 avukatın iradesini yok sayacaksınız. Yani buradaki on avukatın temsil edeceği delegeyle beş bininki bir olacak. Bu da büyük bir adaletsizlik doğuracak. O yüzden biz bu tasarının hiçbir mantığının olduğunu düşünmüyoruz. Gerekli olduğunu düşünmüyoruz. Ülkenin menfaatinin adına olduğunu düşünmüyoruz. Ve o yüzden bunun karşısındayız. Karşısında olmaya devam edeceğiz. Sürece takip ediyoruz. Gerekirse bu baro başkanlarının yürüyüşüyle de sınırlı kalmaz. Tepkimizi koymaya devam edeceğiz.
HABER/RÖPORTAJ: ORHAN KARAKAŞ

Yorumlar(0)

Yorum Yapın

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.