ANASAYFA
HABER VİDEO
KALEMMEDYA
FOTO GALERİ
HABERLER
KÜNYE
  GÜNDEM      POLİTİKA      DÜNYA      EKONOMİ      EĞİTİM      SAĞLIK      RÖPORTAJ      YAŞAM      CİNE/MAGAZİN      SANAT      KİTAP      MUTFAK      SPOR   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

Mustafa YILMAZ -
YENİ DÜZENDE VAR OLABİLMEK…
28 Temmuz 2019

Dünyanın var oluşundan itibaren tüm canlılar hayatlarını devam ettirebilmek için dışarıdan gelebilecek tehlikelerinden kurtulmak adına önlemler almıştır. Bu önlemleri alan canlıların bazıları doğuştan bazılarında ise sonradan kazanılmış özellikler mevcuttur. Bu özelliklerin birçoğu fiziksel olmakla beraber aynı zamanda bir tehlike anında genetik olarak renk değiştire bilen, hacimsel olarak şişebilen ve tehlike karşısında sıvı salgılayan veya vücudunda bulunan elektriği tehlike anında ortama verip dış tehlikeye karşı önlemler olarak sayabiliriz. Sonuç itibariyle temel amaç canlının güvenli bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi adına yaptığı hareketlerdir. Devleti de bir canlı organizma olarak düşündüğümüzde devletinde kendi varlığını sürdürmek adına güvenlik tedbirleri alarak gücünü korumak zorundadır. Hatta, Devlet’in güvenlik durumu sadece dış tehlikeler değil içerideki oluşumlara karşıda olmalıdır. Bu yüzden Devlet mekanizmasının alacağı güvenlik tedbirleri sürekli olarak yenilenmeli ve diri tutulmalıdır hatta tam manasıyla alınan güvenlik tedbirleri ifşa edilmemelidir.  Bu yüzden Devlet organizması diğer tüm yapılardan farklı tutulmalıdır. Güvenlik sözlük anlamı; Toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmeleri, güven içinde yaşam sürmeleri durumudur. Tanımdan da anlaşılacağı üzere asıl amaç yaşam fakat bu yaşamın temel ilkesi özgürce ve güvenli bir şekilde yaşayabilmek. Bu tanımı devlet mekanizması için biraz detaylandırırsak ise, Devletin anayasal düzenini, milli varlığını, bütünlüğünü, uluslararası alanda siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik bütün çıkarlarını ve uluslararası antlaşmalarla belirlenen haklarını her türlü iç ve dış tehditlere karşı koruması ve kollamasıdır. Bu tanımın sözlük anlamı Ulusal Güvenliktir. Buna göre Devletin varlığını sürdürmesi için öncelikle bir yasal düzenin daha sonra milli benliğin bütünlüğü ve uluslar arası siyasi alanla birlikte milli, sosyal, kültürel ve ekonomik çıkarların öncelikle korunup kollanması gerekmektedir.
Yukarıda genel itibariyle güvenliğin hem mantelitesini hem de sözlük anlamıyla yola çıkarak Ulusal güvenliğin tanımını yaptık. Son zamanlarda sıklıkla tartışma programlarında duyduğumuz bu kelimenin önemini aslında 15 Temmuz itibariyle daha çok anladık. Yukarıda bahsetmiştik devleti bir canlı organizma olarak düşünüp dış tehditlerin dışında iç tehditlere karşı da önlem almak zorundadır diye, peki bu iç tehdit ne olabilir. Bu durumu şöyle örnekleye biliriz 15 Temmuz darbe girişimini yapan bu yapı mensupları bu topraklarda doğup büyüyen ve aynı kıbleye yönelen kişilerin akıllarını kiraya vermesiyle başlayıp devlet mekanizmasına yerleşmesiyle devletin tüm kılcallarına sızarak güçlenip devletin milli çıkarlarına ve seçilmiş bir hükümeti tasfiye etme girişimiydi. Genel olarak Demokrasiye karşı yapılmış bir darbe girişimi olsa bile bu açıkça ülkenin ulusal güvenliğine karşı yapılan bir darbe girişimidir. Bu durumun en bariz örneği ise darbeci zihniyetin sokağa çıkan vatandaşların üzerine attıkları mermiler sonucu şehit ve gazi olan vatandaşlarımızın olmasıdır. Peki, neden dış mihraklar bir devletin ulusal güvenliğine müdahale etmek ister? Bunun en bariz örneğini komşu coğrafyada açık bir şekilde görebiliyoruz. Sözde özgürlük ve demokrasi gelecek diyerek başlatılan ayaklanmalar sonucunda Arap Baharı tanımlamasıyla kan ve göz yaşına dönüştü ve bir çok devletin sınırları değişerek iç çatışmalar ile birlikte bölge halkının canlarına, mallarına, namuslarına ve inançlarına kadar el uzatarak kendilerine hizmet edecek bir yönetim mekanizması oluşturup yer altı ve yer üstü kaynaklarını küresel sistemlerine entegre edebilmek bu durum madalyonun bir yüzü, diğer yüzü ise ekümenizm ( yani tüm insanlığa inançlarını empoze etmek).Aslında modernleşme, özgürlük, demokrasi, yenilik, küreselleşme sloganlarını kullanarak okuyup araştırmayan ve sadece taklit eden zihinlere kendi değerlerini empoze ediyorlar. Fakat konumuz bu değil biz tekrar konuya dönelim. Aslında şu soruyu sormak lazım eğer komşu olduğumuz coğrafya kan ve göz yaşı içinde ve birilerinin amacı yeni bir dünya düzeni kurmak ise biz bu sistemin neresinde olacağız? Aslında son zamanların popüler konusu S-400 ve Doğu Akdeniz meselesini kavraya bilirsek, yeni sistem hakkında ip uçları bulabiliriz. Öncelikle S-400 ile başlayalım, sonuç itibariyle ülkemizin çevresindeki ateş çemberinden ötürü ve oluşabilecek dış tehditlere karşı kendi hava sahasını korumak birinci vazifesi. Bunun için daha önce ABD ile ilişki kurmaya çalıştı fakat dönemin ABD Başkanı Obama bize hava savunma sistemi vermek istemeyince ülke olarak Rusya ile görüşmeler başlandı. Bu durum özellikle NATO ülkesi için hoş karşılanmayacak bir durum sonuç itibariyle içinde bulunduğumuz yapı yani NATO ikinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliğine karşı Avrupa'nın güvenliğini korumak için ABD öncülüğünde kurulmuş küresel ve askeri bir örgüttür. Türkiye ise bu örgüte 1952 yılından berri üyedir ve Türk toprakları bir NATO toprağıdır ve şimdi S-400 ile NATO toprakları korunmuş olacak. Aslında bu durum bile ülkemizin yeni sistem içinde ki pozisyonunu belirliyor. Yani açıkçası meselenin özü şu, Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye çalışan ve geçmişteki gibi bazı devletlerin kayığına binen bir ülke konumundan çıkmaya çalışıyor ve çıkmakta zorundadır. Fakat %100 kendi düşüncesi ile hareket edebilir mi? Şu an için bu söz konusu değil. Çünkü kendi iç politikalarımız, ekonomik durumumuz ve en önemlisi toplumun zihinsel yapısı tam anlamıyla küresel sistemi yönlendire bilecek bir olguda değil. Bunun bilincinde olup hayallere kapılmadan ülke olarak özgürlükçü bir anayasa ve kurallar ile geçmişteki hatalardan dersler çıkararak yeni bir beyin ile hamleler yapabilirsek yenidünya sisteminde kendi bireysel düşüncelerimiz ile rol alabiliriz. Yoksa Arap Baharı gibi bir bahar bizleri de etkileye bilir. Bu baharın oluşması içinde hem içerde hem de dışarıda adına birileri komplo teorisi olduğunu da iddia etse çalışanlar koşturanlar ve her bulduğu yarayı kaşıyanlar var. Peki, Doğu Akdeniz meselesine biraz bakalım, öncelikle bu sorun nasıl oluştu onu hatırlayalım. 2000’lerin başında Doğu Akdeniz’de zengin doğal gaz ve petrol yataklarının bulunduğunu gösteren araştırmaların ardından bölgeye kıyısı olan ülkeler ve Kıbrıs Rum Yönetimi Münhasır Bölge Anlaşmaları yapmaya başladı. Türkiye’nin hukuksuz olarak nitelediği bu anlaşmaların ilki Rum tarafı ve Mısır arasında 2003 yılında imzalandı. Türkiye bu anlaşmaları Birleşmiş Milletlere taşıdı. Kıbrıs, 2007 yılında ilan ettiği 13 parselde doğal gaz arama faaliyetlerini sürdürüyor. Buna karşılık olarak Türkiye, adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) arama ruhsatları verdi. Rum yönetiminin arama faaliyetleri için izin verdiği şirketlerden biri olan ABD’li enerji devi Exxon Mobil’in 2018 yılının sonunda Kıbrıs açıklarında dünyada son iki yılda bulunan en büyük üçüncü doğal gaz kaynağını ortaya çıkardıklarını duyurmasının ardından kriz tırmanmaya başladı. Türkiye’nin 2018 yılında İtalyan enerji şirketi Eni’nin bir sondaj gemisinin faaliyetlerini engellemesi ise yine krizin önemli aşamalarından biri oldu. Yani süreç 2000 yıllara dayanıyor ve günümüze kadar büyüyerek devam ediyor. Şu an da ise ABD, İngiltere, Rusya, İsrail,  Yunanistan, Mısır, Katar, İtalya gibi devletlerin şirketleri arama faaliyetlerini sürdürüyor fakat Türkiye’nin arama yapmasını istemeyerek tehditler savuruyor. Hatta geçen hafta Avrupa Birliği, Türkiye’ye ekonomik yaptırım kararı alarak Avrupa Birliği fonundan gelecek paraları vermeyeceğini açıkladı. Açıkçası olayın ismi doğal gaz ama yine temel durum Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit edip yenidünya düzenlerini kurabilmektir.
Genel durum böyle iken ülke olarak bizlerin yanlış yapma hakkımız yok. Yapılacak her yanlış hamle ülkenin gidişatını kaosa dönüştüre bilir. Bu durumun oluşmaması için ülke olarak bir an evvel iç siyasetteki sorunları gidererek uluslar arası sorunlara odaklanmak zorundayız. Bunun içinde kaybedecek vaktimiz yok. Geciken her gün yeni sorunların ve bununla birlikte yeni kaotik ortamın doğuşuna sebep olacaktır.

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Mustafa YILMAZ Diğer Yazıları

03 Mayıs 2019 - TÜRKİYE İTTİFAKI
15 Nisan 2019 - Batı’nın Sözde Medeniyeti
29 Mart 2019 - TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ
07 Şubat 2019 - MODERN DARBE GİRŞİMİ “VENEZUELA”
05 Aralık 2018 - RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI
25 Ekim 2018 - BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)
29 Eylül 2018 - BİZİM BEYİNLERE İHTİYACIMIZ YOK
07 Eylül 2018 - SİLAH ZORUYLA YAPAMADIKLARI
18 Ağustos 2018 - SON OYUN: EKONOMİK SAVAŞ
05 Ağustos 2018 - ABD VE TÜRKİYE İLİŞKİSİNİN BAŞLANGICI
14 Temmuz 2018 - YENİ DÖNEM
02 Temmuz 2018 - YENİ MECLİSTE MİLLETVEKİLLİĞİ
12 Haziran 2018 - 24 HAZİRAN EŞİĞİ
30 Mayıs 2018 - BİZE NE OLDU?
20 Mayıs 2018 - YENİ TÜRKİYE
09 Mayıs 2018 - BATININ ALGI YÖNETİMİ
12 Nisan 2018 - KÜRESELLEŞME
06 Mart 2018 - ORTADOĞU DENKLEMİNE GERÇEK BİR BAKIŞ
09 Şubat 2018 - MERKEZ ÜLKE TÜRKİYE: MİLLİ GÜVENLİK
30 Ocak 2018 - BATININ TÜRKİYE ALGISI; MERKEZ ÜLKE
02 Ocak 2011 - FIRAT’IN DOĞUSU
NEMRUT DAĞI ANIT MEZARI AÇILSIN MI?

AÇILSIN
AÇILMASIN

Sonuçlar
Foto Galeri
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
..
KALEMMEDYA VİDEO
KALEMMEDYA VİDEO
ANASAYFA | KALEMMEDYA
CH