Dünya değişiyor.
Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, hayat hızlanıyor…
Ama bütün bu gelişmelerin arasında sessizce kaybettiğimiz bir şey var: o da insanlığımız.
Eskiden arkadaşlık vardı, şimdi menfaat hesabı var.
Dostluk vardı, şimdi birbirinin yüzüne gülüp arkasından konuşmak var.
Akrabalık vardı, şimdi aynı aileden olup birbirine yabancılaşmak var.
Komşuluk vardı, şimdi aynı apartmanda oturup birbirinin adını bilmemek var.
Bir zamanlar kapımız çalındığında “Kim o?” diye sormadan açardık.
Şimdi kapımızın önünden geçen insanı bile tanımıyoruz.
Bir tabak yemek paylaşmanın, hal hatır sormanın, zor zamanda birinin yanında olmanın değeri vardı. Şimdi herkes kendi dünyasına kapanmış durumda.
Asıl tehlike, kaybettiklerimizin farkına varmadan yaşamaya başlamamızdır.
Çünkü toplumları ayakta tutan sadece binalar, yollar ve teknoloji değildir.
Güven, vefa, merhamet, saygı ve dayanışmadır.
Bunlar yok olduğunda kalabalıkların içinde bile yapayalnız kalırız.
Belki dünyayı değiştiremeyiz.
Ama kendi çevremizde bir şeyleri yeniden başlatabiliriz.
Bir dostu arayabilir, bir akrabanın kapısını çalabilir, komşumuza selam verebilir, kırdığımız birinden özür dileyebiliriz.
Çünkü bazen büyük değişimler, küçük bir “Nasılsın?” sorusuyla başlar.
Dünya gerçekten çürüyor olabilir. Ama insanlığın yeniden yeşermesi hâlâ bizim elimizde.
Herkes kendine sorsun. Dünya Çürüyor mu? Çürüdü mü?